Türkiye’nin sakin şehirleri



Türkiye'nin sakin şehirleri

Hayatı olması gerektiği hızda, keyifli ve sakin bir şekilde yaşayan yerli Cittaslow’larımız… ‘Sakin Şehirler’ ağı, yaşamın huzurlu olduğu, doğa ve kültürün korunduğu bölgeleri kapsıyor. Bu uluslararası listede Türkiye’nin de farklı kentlerinden birçok ilçe var. İşte il il, ilçe ilçe Türkiye’nin sakin şehirleri… (Hazırlayan: Serdar UZUN – [email protected])

Modern hayatın ve küreselleşmenin etkisiyle hızlı hareket edilen, hızlı çalışılan ve hızlı tüketilen bir yaşam tarzına sahip şehirlere alternatif olarak ortaya çıkan Cittaslow felsefesi, insanların birbiriyle iletişim kurduğu, doğaya ve geleneklerine sahip çıkan, teknolojiden faydalanırken bir yandan sürdürülebilir enerjiyle gezegene de saygısını koruyan; en önemlisi de kendi kendine yeten kentleri kapsıyor.
Dünyada giderek yaygınlaşan Cittaslow, yani yavaş kentlerden Türkiye sınırları dahilinde de şu an için 18 tane bulunuyor. Türkiye’nin ilk sakin şehri, İzmir’in Seferihisar ilçesi olmuştu, ardından yaklaşık yetmiş kritere göre değerlendirilip seçilen diğer kentlerle bu sayı arttı. Son olarak Ankara’nın Güdül ilçesi Cittaslow Uluslararası Koordinasyon Komitesince Türkiye’nin 18. Cittaslow kenti olarak “sakin şehir” ağına dahil edildi. Güdül, Türkiye’nin 18. ve Ankara’nın ilk Cittaslow kenti oldu. 
Hayatı gerçekten zevk alabileceğiniz bir hızda yaşayan Türk Cittaslow’ları daha yakından tanımaya ve bu özel yerleri görülecekler listenize eklemeye ne dersiniz?
Türkiye’nin 18. sakin şehri olan Güdül, Ankara’nın en küçük ilçelerinden birisi. Şehir merkezine yaklaşık 90 km uzaklıkta. Ankara’nın Ayaş, Beypazarı, Kızılcahamam, Çamlıdere ilçeleri ile komşu olup Batı Karadeniz Bölgesi ile de sınırı bulunuyor. Ankara’nın kuzey batısında yer alan Güdül; doğası, mimarisi, kültürü ve tarihi ile sakinliğin ve huzurun cazibe merkezi olabilecek şirin bir kenttir.
Birçok kent için benzer tanımlar kullanılsa da Güdül gerçekten sizi çok şaşırtacak sürprizlere sahip. Özellike İnönü Mağaraları, Sorgun Göleti ve Kirmir Vadisi “ben nereye geldim!” duygusu uyandırıyor.
Güdül ve çevresinde yapılan incelemeler bölgenin tarihinin çok eskilere dayandığını göstermiştir. İlçeye yakın Kirmir Çayı’nın etrafında kayalar oyularak yapılmış mağaralar bulunur. Mağaralar milattan önce 2000 yılı civarında bölgede yaşayan Hititlerden kalmıştır. Bu tarihlerden sonra Güdül ve çevresi Friglerin hamiyetine girmiştir. İn-Önü denilen mevkideki mağaralarda görülen haç işaretlerinden  Romalılarca Hıristiyanlığın yayılması sırasında buraların mesken edildiği anlaşılmıştır. Daha sonra Bizanslıların yaşadıkları sanılmaktadır. 1071 tarihli Malazgirt Zaferi sonrası Güdül ve çevresi Anadolu Selçukluları’nın idaresine geçmiştir. İlçe, Anadolu Selçuklu hükümdarlarından I. Mesut’un eniştesi ve Ankara Emiri olan Şehabüldevle Güdül Bey tarafından şimdiki yerinde, tahminen 850 yıl evvel kurulmuş olup ismini de kurucusundan almıştır.
Sakin Şehir ağına ülkemizden ilk katılan şehir Seferihisar. Bu nedenle Türkiye’nin Sakin Şehir başkenti olarak kabul edilen Seferihisar; güneş, jeotermal ve rüzgar enerjisi açısından da oldukça geniş kaynaklara sahip. Mandalina bahçeleri, zeytinlikleri ve enginar tarlalarıyla ünlü Seferihisar’da ana geçim kaynağı tarım. İkisi organik olmak üzere, haftada dört pazar kuruluyor ve bu pazarlarda sadece çiftçiler tarafından üretilen ürünlere yer veriliyor. 49 kilometrelik sahil şeridi, Sığacık kalesi ve Ürkmez bölgesinde ise turizm etkili.
Seferihisar 2009 yılında küreselleşmenin kentleri aynılaştırmasına karşı çıkan Cittaslow hareketine katılıyor. 28 ülkede 182 üyesi olan bu birliğe üye olan kentler belirlenen kriterler çerçevesinde projeler geliştirmek ve uygulamak zorunda. Seferihisar küreselleşmenin kentleri aynılaştırmasına ve özelliklerini yok etmesine karşı çıkan birliğin belirlediği kriterlerleri yerine getirerek Türkiye’nin ilk Cittaslow’u oluyor.
Belediyenin “yavaş felsefesini” benimsemesi ve gerçekleştirdiği projeler Seferihisar’ı bu alanda örnek bir belediye haline getiriyor.
Peyzajda yöresel aromatik bitkilerin kullanılması, güneş enerjili sokak aydınlatma elemanları, karbon salınımının hesaplanması, kompost tesisi ve güneş enerji santrali yapımı gibi projeler Seferihisar’ın vizyoner projeleri arasında yer alıyor. Yerel yemeklerin keşfediliyor, yerli tohumların korunuyor, organik tarım destekleniyor, üreticinin ürünlerini aracısız satabileceği üretici pazarları kuruluyor. Teos antik kentinde kazılar tekrar başlatılıyor, Sığacık Kalesi sokak sağlıklaştırma çalışmasıyla eski güzelliğine kavuşuyor. Seferihisar’ın yerel özelliklerine sahip çıkması insanların bu konudaki farkındalığını arttırıyor ve tabandan tavana yayılan sürdürülebilir bir hareket haline geliyor. Seferihisar’daki değişim ulusal ve uluslararası platformlarda, medyada büyük ilgi uyandırıyor.
Ahlat, Bitlis’te Van Gölü kenarındaki sırtlardan birine yaslanmış olup, doğal güzelliklerin fazlalığı ile tarihi çok eski olan bir ilçe. Coğrafi konumu ile doğu ve batı uygarlıkları arasında tarih boyunca köprü durumunda olan Ahlat, özellikle Türklerin Türkistan (Orta Asya) bölgesinden Anadolu’ya göçlerinde en sağlam basamak, ilk durak, Anadolu’daki Türk medeniyetinin ilk nüvelerinin atıldığı ve doğudan gelen Asya Türk harsının Anadolu’daki ilk tezahürlerinin olduğu yerleşim yeridir.
UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’nde yer alan dünyanın en büyük Türk İslam Mezarlığı olma özelliğini taşıyan, ‘Anadolu’nun Orhun Abideleri’ de denilen Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı, ziyaretçilerini tarihte yolculuğa çıkarıyor. Bitlis’in Ahlat ilçesinde yer alan, 210 dönüm alana sahip tarihi mezarlıktaki 8 bin 200 anıtsal mezar taşı, gece-gündüz güzel görüntüler oluşturuyor.
Erzurum’a 90 kilometre uzaklıktaki, Türkiye’nin 11. Cittaslow kenti olan, 3 bin yıllık tarihinde çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan Uzundere, doğal güzelliklerinin yanı sıra tarihi yapıları ve sunduğu ekstrem spor imkanıyla her yıl binlerce turisti ağırlıyor.
Tortum Şelalesi, Tortum Gölü, Yedigölleri, yaylaları, Öşvank Kilisesi, yüksek sıradağları ve ormanları ve 12,3 metre uzunluğuyla Türkiye’nin en uzun ve geniş alanlı cam seyir terasında sunduğu görsel şölenle görenleri büyüleyen Uzundere, ekstrem sporlarındaki imkanlarıyla da yamaç paraşütü ile rafting sporcularının gözde merkezi arasında yer alıyor. Kuş seslerinin yankılandığı yeşil doğa içinde ziyaretçilerine, kamp ve piknik yapma imkanı da sunuyor.
UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne aday gösterilen ve Türkiye’nin en büyüğü olma özelliğini taşıyan Erzurum’daki Tortum Şelalesi, doğal güzelliklerini yerli ve yabancı turistlerin beğenisine sunuyor.
Deniz seviyesinden yaklaşık 1000 metre yükseklikte bulunan doğa harikası şelale, 21 metre genişliği ve 48 metreden dökülen suyu ile yerli ve yabancı turistlerin uğrak yerlerinden biri durumunda bulunuyor.
Türkiye’nin en batı noktasısında yer alan ve 2011 yılında dünyanın ilk Cittaslow adası unvanını alan Gökçeada denizi, tarihi, doğası, organik ürünleri ve alternatif doğa spor alanları sayesinde arayıp da bulamayacağınız bir cennet.
“Çorak topraklarda bereket” tanrısı olarak adlandırılan Imbrasos’un bolluk diyarı olarak bilinen İmroz, bugünkü adıyla Gökçeada, Homeros’un İlyada destanında deniz tanrısı Poseidon’un Adası olarak geçer.
Eski ismi İmroz olan Gökçeada’nın Antik Çağ’a ilişkin tarihi konusunda pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Adanın en eski yerleşiklerinin Pelasglar olduğu bilinmektedir. Miltiades adayı MÖ 500’de Atina’ya bağlamıştır. Roma egemenliğine kadar Atina yönetiminde kalmıştır. 1455’te Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılan Gökçeada, 1922 – 1923 yılları arasında Yunan işgalinde kalmıştır. 1923 yılında Lozan Antlaşması’na göre 22 Eylül 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanmıştır.
Yenimahalle’de Merkez Camisi, Fatih Camisi bulunmaktadır. Eski Bademli köyü koruma altındadır. Köyde Tarihi çamaşırhane, önündeki asırlık çınar ve ilkokul binaları görülmeye değerdir. Yeni Bademli Köyünde arkeolojik kazıları süren Yeni Bademli Höyük ve Kokina yöresindeki iki gömütlü Roma Kaya Mezarı görülmeye değer kalıntılarıdır. Otellerin ve lokantaların çoğu Aşağı Kaleköy’dedir. Yukarı Kaleköy eski kale kalıntılarının eteğine kurulmuştur. Türkiye’nin tek sualtı milli parkı ilginç kaya oluşumlarına sahip Yıldızkoy’la Yelkenkaya arasında kalan bölüm olup TÜDAV’a (Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı) tahsis edilmiş ve Sualtı Milli Parkı ilan edilmiştir.
Gökçeada’da bulunan Zeytinli Köyü de koruma altındadır. Köyde Ada şarapları ile ısırgan otu, rezene, gibi yerel otlarla cullama denilen bir yemek yapılmaktadır. Sakızlı muhallebisi ve dibek kahvesi ise artık iyice ünlenmiş durumdadır. Ada’nın en yüksekteki yerleşimi olan Rum köyü Tepeköy de koruma altındadır. Dereköy ise Ada’nın koruma altındaki en eski köylerindendir. 1950’li, 60’lı yıllarda 600 hanelik çok büyük olan bu köy günümüzde büyük ölçüde terkedilmiştir. 38 metre yüksekliği olan Marmaros Şelalesi de burada bulunmaktadır. Eşelek Köyü’nde Ada’nın en gözde plajı olan Aydınlı Plajı bulunur, burası rüzgar sörfü içinde çok uygundur. Ayrıca şifalı çamur banyosunun yapıldığı Tuz Gölü’de buradadır. Kuzulimanı’ndan sonra Kaşkaval Burnu ya da diğer adıyla Peynir Kayalıkları Uğurlu Köyü, Gizli Liman, İnceburun ve Şirinköy’de görülmeye değerdir.
Bolu’nun şirin ilçesi Göynük, yüksek tepeler arasında, akarsuların geçtiği vadilerde, karşılıklı yamaçların tabanına ve eteklerine kurulmuş tipik bir Osmanlı kasabası. Tarihi, kültürel ve doğal güzelliklerini Osmanlı’dan günümüze dek korumayı başaran Göynük’te geleneksel değerler aslına uygun olarak yaşatılmaya devam ediliyor. Üstelik yaklaşık 700 yıllık bir geçmişe dayanan mimari dokusu da günümüze kadar bozulmadan ulaşmış. Kentin milli mücadelede verdiği desteğin anıtı Zafer Kulesi, 180 yıllık Gürcüler Konağı’dan kent müzesine dönüştürülen Gürcüler Müzesi ve 1331-1335 yılları arasında hamam ile birlikte külliye olarak yaptırılmış Gazi Süleyman Paşa Camii, Göynük’ün görülmeye değer, özel yapıları arasında.
Ancak buranın doğal güzellikleri de dillere destan, el değmemiş Sünnet ve Çubuk Gölleri gibi… Göynük’te, yörenin kadınları tarafından dokunan kumaşlar ve ağaç oymacılığı sanatıyla üretilen çeşitli süs eşyalarıyla mutfak gereçleri buradan satın alabileceğiniz anılar arasında. Tadabileceğiniz yöresel lezzetler ise düğün çorbası, keşli cevizli erişte ve güveçte pişen kaşarlı istiridye mantarı.
Muğla’ya bağlı Köyceğiz adını aldığı göl kenarına kurulu, zengin doğal güzellikler ve narenciye bahçeleri içinde, sakin ve huzurlu bir turistik beldedir.
Köyceğiz havzası; kuzey ve kuzeydoğusunda yüksek dağ sıraları, doğu, güney ve batısında ise orta yükseklikte dağlar ve tepelik alanlarla çevrelenmiştir. Köyceğiz gölü ile deniz arasındaki kesim ise dört adet küçük göl ve sayısız kanallar ile düz ve alçak bir görünümdedir. Kıyı 5950 m. uzunluğunda bir kum bandından oluşmaktadır. Bu bandın batı ucu Köyceğiz Gölü’nü denize bağlayan doğal kanalla, doğu ucu ise denize dik uzanan dağlar ile sıralanmıştır.
Akdeniz ve Ege Bölgeleri’nin birleştiği yerde, Marmaris ile Fethiye arasında, Sarıgerme, İztuzu, Kaunos, Dalyan gibi birçok yeryüzü cennetinin ortasında yer almaktadır.
Köyceğiz sınırlarında olmasına rağmen adı Dalyan’la anılan Kaunos Kaya Mezarları, bölgenin en dikkat çeken tarihi yapıtlarıdır. Tekne ile Köyceğiz’den İztuzu Plajı’na uzanan güzergâhta, Dalyan şehir merkezine geldiğinizde başınızı hafif sağa çevirdiğinizde tüm görkemliyle karşınıza dikilmektedir. Dalyan’a gelen ziyaretçilerinin gözü önce çayın karşı yakasındaki kireç taşı yamaca oyulmuş, altı kaya mezarının unutulmaz görüntüsüne takılmakta.
Heredot’a göre Kaunoslular Karia’nın yerli halkındandı ama kendilerini Giritli sayıyorlardı. Coğrafyacı Strabon da Kaunos’un tersanesinin ve ağzı kapanabilen bir limanının bulunduğunu yazmaktadır. Kenti ikiz kız kardeşi ile uygunsuz ilişki kurduğu için sürülen Miletos’un oğlu Kaunos kurmuştur. Dalyan’dan da görülebilen kaya mezarları ise MÖ. 4. yy’ da yapılmış, daha sonraları Roma döneminde de kullanılmıştır. Lykia tipi mezarların içinde ölülerin üzerine yatırıldığı üç taş yatak bulunmaktadır. Cephede iki İyon sütunu, sütunların üzerinde fihriz ve alınlık görülmektedir. Alınlıkların birinde aslan kabartmaları vardır.
Şanlıurfa’ya bağlı Halfeti birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, tarihi değerlere sahip olan küçük sakin bir ilçedir. 2000 yılında yapılan Birecik Barajı sonucunda ilçenin 3/5 kısmı sular altında kalmıştır. 2/5’lik kısım için yeni yerleşim yerleri oluşturulmuştur. İlçe 2000 yılından sonra saklı bir cennet olarak anılmaya başlamıştır. Her geçen gün artan turist sayısı ile ilçede birçok etkinlik alanları oluşmaya başlamıştır.
İlçeye gelen turistleri ilk öncelikle Fırat nehri üzerinde tekne ile Çekem Mahallesi, Beresül (Savaşan) köyü ve Rumkale (Aziz Nerses kilisesi, Barşavma Manastırı, su sarnıçları ve su kuyuları) turu ile tamamlanmaktadır. Bu istikamet üzerinde su altında kalan evler, ağaçlar, camiler, mağaralar (kız mağarası), çay bahçeleri ve mağara cafeler görülecektir. Ayrıca bu etkinlikler dışında doğa yürüyüş parkurları ve dağ bisiklet parkurları ile eşsiz doğa içinde kanyonlar, kuşlar, endemik bitkiler (siyah gül) ve endemik böceklerle dolu bir yolculuk yapacaksınız. İsterseniz aileniz ve sevdikleriniz ile birlikte bu güzel doğa içinde piknik yapabilirsiniz.
Eğer ki Halfeti’nin o eşsiz güzel yöresel yemeklerinden tatmak mı istiyorsunuz? Sizleri Fırat nehri üzerinde bulunan yüzer restaurantlarda ağırlayalım. Yöreye özgü birçok yemek ve tatlılar (şabut balığı kebabı, patlıcan kebabı, domatesli kebap, haşhaş, urfa, soğanlı kebap, Çağırtlak Kebabı, dolma eziği, adana, erik tavası, incir kebabı, mukaşşerli pilav, tarhana çorbası, sargı burma tatlısı, sütlaç, peynir helvası, semsek vb. envai çeşit mezeler) bulunmaktadır.
Halfeti’ye özgü ev yapımı nar ekşisi, biber, kabak, patlıcan ve bamya kurutması, ülke çapında ünlü isot biberi, damıtma usulü ile yapılan Zahter suyu, kurutulmuş üzüm, kayısı ve yörenin en ünlü ürünü olan fıstık, Halfeti Kaymakamlığı Turizm Satış Noktalarında satılmaktadır. Ayrıca Halfeti’de açılmış olan kurslar sonucunda elde edilen el işi göz nuru ürünler ise yine ayrı bir satış noktasında değerli misafirler için sergileniyor.
Halfeti’de akşamları da aktiviteler devam ediyor. Yüzer restaurantlarda canlı yöresel müzik ve sıra geceleri oluyor. Konaklama için Halfeti’nin su kenarında bulunan kesme taş butik otelleri, konuk evlerini düşünebilirsiniz.
Sultan Dağları eteklerinde bulunan Yalvaç, tarih boyunca sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış, doğal güzellikler açısından zengin, sevimli bir ilçe. Geleneksel mahalle fırınları ve mutfak kültürüyle de adından söz ettiren Yalvaç’da dericilik, keçecilik, demircilik ve halıcılık gibi unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarının hala yaşadığını göreceksiniz.
Türkiye’’nin kuzeydoğusunda yer alan, bir Cittaslow kenti olan, tarihi ve doğal güzellikleriyle adeta cennetten bir köşe. Artvin’e bağlı Şavşat’a gelişinizde, el değmemiş doğası karşılayacak sizi. Barındırdığı tüm güzelliklerle sakin bir ruh haline sokacak… Şavşat’ı gezerken, tarihi dokusuyla, geleneksel mimarisi ve el sanatlarıyla, muhteşem coğrafyasıyla, sessizliği ve samimi insanlarıyla huzur içinde olacaksınız.
Türkiye’nin tek biyosfer rezerv alanı olan Camili’ye giden yol üzerinde bulunan ve 368 hektarlık alana sahip Borçka Karagöl Tabiat Parkı, çevresindeki vadiler ve ormanlarla kaplı eşsiz doğasıyla fotoğraf ve doğa tutkunlarının vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Günübirlik gezilerin yanı sıra çevresindeki ormanlık alanlarda kamp yapma imkanı da sunan Karagöl’de, kayık ile gezinti yaparak doyumsuz manzaranın tadını çıkarmak da mümkün.
Kırklareli’ye bağlı Vize; birisi UNESCO mirasına girmiş ve biri de girmeye hazırlanan iki eski başkentin İstanbul ve Edirne’nin arasında yer alıyor. İstanbul’a sadece 1.5 saat mesafede henüz keşfedilmemiş bir coğrafyadır. Tarihi kültürü ve doğasıyla bir cennet köşesi olan ilçe, sakin, şirin ama geçmişteki ünü büyük bir ilçedir.
Vize ilçesi Bizans döneminden başlayarak önemli bir yönetim ve kültür merkezidir. 1883 yılında Vize’de doğan ve eserlerinde Vize’ye geniş yer veren dünyaca ünlü Yunan yazar Georgios Vizyenos “Trakya’da bir çok kasaba vardır. Fakat Vize kadar güzeli yoktur” demiştir.
Vize sadece tarihi dokusuyla değil aynı zamanda doğal güzellikleri ile de çok zengin bir ilçe. İlçeye bağlı Kıyıköy beldesi tam bir turizm cenneti.
Ayanikola Manastırı ve Kalesinin yanında alabildiğine uzun ve temiz kumsalları şehrin iki yakasını saran Trakya’da olta ile balık avlayabileceğiniz kadar temiz kalmış ender tatlı sularda Kazandere ve Pabuçdere’de deniz bisikleti veya kayık ile tur atmak ayrı bir zevk tabiki.
Hele içerisinde Amazonları andıran orman dokusu ve yaban hayvanlarının yaşamını canlı görmek girince gerçekten burayı ziyarete değiyor.
Türkiye’nin en mutlu ilinin, en mutlu ilçesi olarak anılan Gerze, Cittaslow ünvanını 2017 yılında elde etti. Denize doğru uzanan dantel gibi koylara ve uçsuz bucaksız bir yeşile sahip Gerze, sakin bir balıkçı kasabasının dinginliğini sunuyor misafirlerine.
Her Cuma günü köylülerin ürünlerini sergilediği Üretici Pazarı’nda doğal tarım ürünlerini bulabilir, yöresel yiyeceklerin tadına varabilir, ayrıca ahşap oyuncak, model gemi, çini ve peşkir atölyelerini ziyaret edebilirsiniz. Gerze’de ayrıca Yelken Tepe’ye çıkıp yamaç paraşütü yapabilir, Türkiye’deki 400 çeşit kelebek türünün yarısından fazlasının yaşadığı Saklı Köy’ü ve şelalelerini gezebilirsiniz. Gerze’nin en özel yerel lezzetiyse, ilçede avlanan palamut ve torik balıklarından hazırlanan tuzlu balık.
Sakarya sınırları içinde yer alan Taraklı’nın geçmişi Hellenistik döneme dek uzanıyor. Etrafı yüksek dağ ve tepelerle çevrili olan bu şirin kent, beş asırlık çınar ağacı, Yavuz Sultan Selim döneminde inşa edilen Yunuspaşa Camii gibi tarihi değerlerinin yanı sıra termal ve yayla turizmi ile de ünlü.
Doğa harikası Karagöl Yaylası’nda her hafta cuma günleri pazar kurulyor ve çeşitli şenlikler düzenleniyor. Tamamen ahşaptan yapılmış yayla evleri de doğayla iç içe görsel bir şölen sunuyor. Bizans döneminden kalma kil hamamındaki kaplıcaların suları ise şifa arayanlar tarafından tercih ediliyor. Taraklı ayrıca maceraseverler için yamaç paraşütü ve mağara turizmi seçeneklerini de sunuyor.
Yeşilin her tonunu barındıran Perşembe, aynı zamanda belki de Karadeniz’in bakir kalan tek koyuna ve plajlarına, Hoynat Adası ve Yasonburnu Yarımadası ve Kilisesi gibi tarihi ve doğal güzelliklere de sahip. Üstelik Ordu’nun bu güzel ilçesi sadece tarım ürünlerinin bolluğuyla değil, balık çeşitliliğiyle de bir hayli ünlü.
Bulunduğumuz coğrafik kıtada bir benzeri bulunmayan Perşembe Yaylası Menderesleri’nin bir Dünya Mirası olarak korunması amacıyla tescil işlemleri son aşamadadır. 1991 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir. Aybastı ilçesine 17 km mesafede bulunan Perşembe Yaylası’nın rakımı 1500 metre civarındadır.
Her yıl Temmuz ayı içinde yayla şenlikleri yapılmaktadır. Şenliklerde çeşitli yarışmalar, folklor gösterileri, konserler, sosyal ve kültürel etkinlikler,güreş müsabakaları, at yarışları vb. etkinlikler düzenlenmektedir. Yayla yolunun büyük kısmı asfalt, kalanı stabilize yoldur. Yorgunluk atmak, piknik yapmak, safari, yamaç paraşütü için idealdir. Yaylada aynı zamanda, eşsiz güzelliğe sahip tabiat harikaları, tarihi eserler ve alanlar mevcuttur. Kümbetler, Çiseli Şelalesi, Karga Tepesi bunlara örnektir.
Aydın’ın yüzölçümü en küçük ve nüfusu en az olan ilçesi Yenipazar, eski çağlarda ticaret merkezi olması sebebiyle bu ismi almış. Hiç bozulmadan günümüze kadar ulaşmış tarihi Bizans yapıları ve Karya yerleşmeleriyle ünlü bu şirin ilçenin adından söz ettirmesinin bir nedeni de yerel tohumlardan üretilmiş sebzeleri ve leziz pideleri.
Yenipazar’da görmeniz gereken en önemli yerlerden birisi ise Yörük Ali Efe Evi Müzesi. Yörük Ali Efe, Kurtuluş Savaşımızın önemli bir Kuva-yi Milliye önderidir.19 yaşına geldiğinde Aydın dağlarında dolaşan Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin grubuna katılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak tüm vatanseverleri düşmana karşı silahlı mücadeleye çağırmasından sonra işgal edilmiş Anadolu’yu düşmandan kurtarmak için düze inmiş ve mücadeleye başlamıştır. Yörük Ali Efe, 23 Eylül 1951 tarihinde 56 yaşında iken ölmüştür. 
Mezarı, 19. yüzyıl sonunda yapıldığı tahmin edilen ve 1980 yılında çıkan bir yangın sonucu yanan ve restore edildikten sonra bugün müze olarak kullanılan Müze Evin bahçesindedir. Kültür Bakanlığı tarafından yönetilen Yörük Ali Efe Evi Müzesi, 8 Haziran 2001 tarihinden beri ziyaretlere açıktır.
Tarihi İpek Yolu üzerindeki konumu ve ahilik kültürünün yaşatılmasıyla tanınan Osmanlı kasabası Mudurnu, 2018 yılı Mart ayında ‘Citta Slow – Sakin Şehir’ ilan edilmiştir. Ayrıca ‘Tarihi Ahi Kenti’ adı ile UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmış olup, esas listeye adaylık süreci devam etmektedir.
Osmanlı ve daha önceki dönemlerde tarihi İpek Yolu ile diğer önemli yolların kavşağında ticaret merkezi ve askeri menzil olarak gelişen Mudurnu, ahilik kenti ve kültür merkezi olarak cumhuriyet döneminde de bu özelliğini sürdürdü.
Mudurnu Çayı vadisinde kayalık ormanlık tepeler arasında uzanan sık dokulu yerleşim yeri ve tarihi kentsel dokusunu koruyan ilçe, Osmanlı birikiminin yarattığı zengin anıtsal ve sivil mimarisi ile dikkati çekiyor. Osmanlı ve cumhuriyet dönemi eserlerinin halen ayakta durduğu Mudurnu’da, tarihi arasta ve konaklar tüm ihtişamıyla zamana meydan okuyor.
Mudurnu’nun UNESCO Geçici Listesi’ne girmesini sağlayan Ahilik kültürü ise 700 yılı aşkın süredir devam ettiriliyor. Ahilik kültürünün en önemli etkinliklerinden birisi olan ve asırlardır her cuma günü gerçekleştirilen “esnaf duası”, ticareti için bereket arayan vatandaşların ortak değeri olarak sürdürülüyor.
Cuma günleri sala okunduktan hemen sonra yapılan bereket duası, Orta Çarşı ve Demirciler Çarşısı olmak üzere iki ayrı yerde gerçekleştiriliyor. Orta Çarşı’da yapılan duaya oturarak çalışan esnaf ayağa kalkıp icabet ederken, ayakta çalışan demirciler ise oturarak ellerini semaya kaldırıyor.
Duanın ardından ölülerinin ruhuna fatiha okunmasını veya iyilik de bulunmak isteyen vatandaşlar ise sembolik olarak ekmek ve lokum gibi elde yenebilecek ikramlarda bulunuyor.
Ahi birliklerinin günümüze kadar uzanabilmeyi başarmış geleneklerinden birisi “şet kuşatma” da Mudurnu’daki tarihi sembolik ritüellerin başında geliyor.
Bir ustanın yanında uzun süre çalıştıktan sonra mesleğin tüm inceliklerini ve iş ahlakını kazanan gence törenle şet kuşatılıyor. Dualar ve öğütlerle kuşatılan peştamala benzer bir kumaş parçası olan şet, ustalık belgesi ya da diploma yerine geçiyor.
Akyaka, sırtını yemyeşil dağlara, eteklerini masmavi sulara yaymış sessiz ve huzur dolu bir belde. Ayrıca akvaryum gibi berrak azmakları ve bu azmaklardaki benzersiz su altı florası da çok özel. Doğal güzelliklerinin yanı sıra, çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyan tarihi dokusu ve ahşap oymalarla süslü mimarisiyle de büyüleyici bir yer.
Azmak kenarındaki çeşit çeşit restoranında taptaze deniz ürünlerinin tadına bakabilirsiniz. Eğer Akyaka’yı yazın ziyaret etmeye karar verirseniz, incecik, sapsarı ve tertemiz kumlu plajında denizle baş başa sakin bir gün de geçirebilir, hatta denizde Akdeniz foklarına rastlayabilirsiniz. Akyaka bahar aylarında ise çeşitli türdeki göçmen kuşlar, leylekler, flamingolar ve pelikanlarla unutulmaz bir kuş gözlem deneyimi sunan bir doğal cennet.
Eğirdir, her mevsim ve günün her saatinde renk değiştiren, Türkiye’nin dördüncü en büyük gölü Eğirdir Gölü ile eşsiz bir kent. Lidyalılar tarafından millatan önce 4. yüzyılda kurulduğuna inanılan Eğirdir’de hala ayakta olan kale de bu dönemde inşa edilmiş bir eser.
Eğirdir Gölü’nde iki de küçük ada bulunuyor; Can Ada ve Yeşil Ada. Ahşap evleri, dar sokakları ve küçük balıkçı barınağı ile otantik özelliğini koruyan Yeşil Ada, balık lokantaları ve Ayastefanos Kilisesi’yle dikkat çekiyor. Sadece piknik alanı bulunan Can Ada’nın en önemli özelliğiyse Atatürk’ün Eğirdir’i ziyareti sırasında adanın kendisine hediye edilmiş olması.
Türkiye’de şimdiye kadar 18 yer “sakin şehir olarak kabul edildi. Bunlar ise; Muğla Akyaka, Isparta Eğirdir, Çanakkale Gökçeada, Sinop Gerze, Bolu Göynük, Şanlıurfa Halfeti, Bolu Mudurnu, Ordu Perşembe, Artvin Şavşat, İzmir Seferihisar, Sakarya Taraklı, Erzurum Uzundere, Kırklareli Vize, Isparta Yalvaç, Aydın Yenipazar, Muğla Köyceğiz, Bitlis Ahlat ve Ankara Güdül.


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *