Oturduğunuz yerden sizi bambaşka diyarlara götürecek en iyi seyahat kitapları



Oturduğunuz yerden sizi bambaşka diyarlara götürecek en iyi seyahat kitapları

Pandemi sürecinde evde kaldığımız bugünlerde farklılık arayanlar için işte çay ya da kahve eşliğinde okunacak, oturduğunuz yerden sizi bambaşka diyarlara götürecek en iyi seyahat kitapları… (Hazırlayan: Serdar UZUN – [email protected])

Çok gezen mi daha iyi bilir, yoksa çok okuyan mı? Peki ya bir yandan okurken diğer yandan da gezme imkânı bulanlar? Küçük bir bavul ve rehber kitaplarıyla Orta Asya’dan Avrupa’ya, Kafkaslar’dan Ortadoğu’ya 45 yıldır gezen “seyyah” İlber Ortaylı’ya eşlik etmek isterseniz İlber Ortaylı Seyahatnamesi tam size göre…Türklerin özlemini çeken Hayfa’dan “Muhteşem Osmanlı İmparatorluğu” sergisinin yapıldığı Japonya’ya; Karlofça Antlaşması’nın imzalandığı ve bir daha Türklerin girmemesi için kapıların örüldüğü Sırbistan’dan Türkiye tarihinin önemli dönüm noktalarının yaşandığı Şam’a; 19. yüzyıl Kafkasya’sından kovulan halkların Osmanlı tarafından yerleştirildiği Ürdün’den dünyanın en orijinal müzelerine sahip İran’a; her köşesi tarih olan St. Petersburg’tan Orta Asya medeniyetini gözler önüne seren Buhara’ya; coğrafi konumu, mimari güzellikleriyle gezip görmeye değer ve her birinde Osmanlı Balkanlarının trajik bir sahifesi yatan Tuna kalelerinden etnik bakımdan renkli olması hasebiyle “karışık dondurma” denilen Makedonya’ya; Balkanlarda Osmanlı dönemini en çok yaşatan Prizren’den en iyi muhafaza edilen Türk halılarına sahip Erdel kiliselerine; yıllarca savaş halinde olmamıza rağmen kültürümüzden etkilenen eski Avusturya’dan tarihinde Mustafa Kemal gibi büyük komutanlar yetiştiren Selanik’e, bir ucu Türkiye’ye bir ucu Britanya adalarına uzanan, medeniyetin merkezi Roma’dan arşivleri ve müzeleriyle meşhur Vatikan’a; Otranto’dan Venedik’e; Estonya’dan Ukrayna’ya; Japonya’dan Singapur’a, Louvre Müzesi’nden British Museum’a muhteşem bir yolculuk…
“Seyahat etmek benim gençliğimden, hatta ta çocukluğumdan beri heyecanlandığım bir uğraştır. Görmek, harita üzerinde tespit ettiğim yerlere gitmek, coğrafya öğrenimimde benim için vazgeçilmezdir. Türkiye gibi önemli bir coğrafyayı ve tarih alanını öğrenmek için onun kuzeyindeki Güney Rusya ve Kafkasya, doğusundaki İran ve Hindistan, güneyindeki Suriye, Filistin ve Mezopotamya’nın yanı sıra Balkanları ve Akdeniz ülkelerini anlamak da kaçınılmazdır.” İlber Ortaylı
Amerikan edebiyatının devi Jack Kerouac’tan, Beat Kuşağı destanını yazan kitap: Yolda.
Kafaları dumanlıydı, hayatın sillesini yemişlerdi belki, iflah olmaz hayalperestlerdi… Yaşam yazılacak bir şiirdi onlar için ve beklemezdi.
Gökyüzü bunca geniş, hayat bunca kısa, hayaller bunca sonsuzken yol özgürlüktü. Yol dostluktu, maceraydı; sonsuz olasılığın toplamı, yaşamın kaynağıydı. Yolun sonunda aşk vardı, söz vardı, ses vardı; başlangıçlar hep şen, hep heyecanlıydı. Hızla giden bir arabanın dikiz aynasına yansıyordu hayatın anlamı, öyle bir şey varsa tabii; tan kızıllığında, gecenin bağrında, bir dostun yanı başında. Hareket halinde olan için ölüm yoktu, tasa yoktu; devinim vardı sadece, dünyayı berraklaştıran, yaşamı anlamlı kılan. Yıldızların altında, hızla giden arabaların arka koltuklarında, kaçak atlanan tren vagonlarında, çadırlarda, barakalarda, uzak diyarlarda kutsal yaşam vardı ve yüreklerindeki coşkuyu daracık bir dünyaya sığdıramayanlar, yollarda şahlandı. Nereye olursa…
Bir caz melodisi gibi kıvrak ve neşeli, bir esrimeydi hayatın kendisi, tıpkı bir düş gibi ve tüm gerçekler, hızla giden bir aracın tekerleklerini öpen asfalt misali önlerine seriliverdi.
Jack Kerouac, bir döneme damga vuran Yolda’da kendi hikâyesini anlatıyor. Sansürsüz, yalansız, olduğu gibi. Belge niteliğinde bir roman, aynı zamanda bir şarkı bu belki de; özgürlüğün, arayışın, dostluğun, kayıp babaların ve küskün oğulların, onulmaz yaşam hasretinin şarkısı.
Yaşama ve aşka saygıyla: Yolda!
Dünyayı köşe bucak gezen, maceralarını internette yüz binlerin takip ettiği ve kısa zamanda bir internet fenomenine dönüşen Rotasız Seyyah Mehmet Genç, birbirinden ilginç, hüzünlü, komik ve yer yer gerilimli anılarını şimdi bir kitapta topluyor.
“Son altı yıldır dünyayı gezmeye çalışıyorum. Eğer dokuz canım varsa, muhtemelen yollarda gelenler yüzünden birkaçını kaybettim. Ama gidilmeyen yerlere gitme ve gittiğim yerlerde yaşayan insanların fotoğraflarını çekme arzum hiç tükenmedi. Bu süre içinde yaşadığım iyi kötü olaylardan hep bir sebep sonuç ilişkisi çıkarttım. Hostellerde karşılaştığım, evlerine misafir olduğum, beraber gezdiğim yahut yolda tanıştığım insanlardan, elimden geldiğince bir şeyler öğrenmeye çabaladım. Rotasız seyahatlerim sırasında karşılaştığım, 1992 yılında her şeyini bırakıp Honduras’ın ufacık bir adasına yerleşen Alman gezgin Reiner’dan da hayata dair çok şey öğrendim. Cep telefonu, bilgisayarı ve televizyonu olmayan, interneti ise hiç kullanmayan Reiner’ın şu sözünü zihnime kazıdım:
“Parayla sağlığı, arkadaşlığı, gerçek bir gülüşü, mutluluğu ve iyi bir uykuyu satın alamazsın…”
İnsan, insana ve tabiata dokundukça insan kalır!
Hakiki yolculuk, gittiğin yerlere harita üzerinde çarpı işareti atmak değil, o çarpı işaretlerini ruhundaki yaralara yara bandı yapmaktır.
O öyle yaptı. Gitti, hamdı, pişti! Hem iyileşti, hem iyileştirdi!
Hasan Söylemez, banka kartlarını kırdı, cebindeki son parayı çocuklara dağıttı, bisikletle 8 ayda 10 bin kilometre yaparak Türkiye’yi dolaştı. Herkes hayallerini gerçekleştirememeyi parasızlığa bağlar, o, kafalarda örülen para duvarını yıkarak önceliğin para olmadığını kanıtladı! Ve şimdi film gibi bu yolculuk kitaplaştırıldı…
Hayata Yolculuk sevgi, dayanışma, paylaşım, vefa ve umut üzerine bir ‘iç’ gezi kitabı. İnsanlığın ölmediği yerde, Anadolu’da geçiyor. Her şeyi bırakıp gitmek isteyenlere, gerçek hayatın gökdelenlerden uzakta olduğuna inananlara cesaret veriyor. Yolculara şöyle fısıldıyor: “Yolunuzu kaybetmemenin tek yolu ruha dokunmaktır; kendinizin, insanların ve tabiatın ruhuna…”
Günün birinde, bir şirket yöneticisi kimsenin cesaret edemeyeceği bir şey yaptı. Bulunduğu çemberi kırdı, kalktı masasından, vurdu çantasını sırtına ve düştü yollara. Gidilmemesi tavsiye edilen yerlere gitti, tükürük çorbası içti, sincap yedi, karafatmaları hüpletti, hayranlık uyandıran manzaraları, kanalizasyonda yaşayan insanları, köpek yiyenleri, pirinç tarlasında balık avlayanları, sokakta uyuyup tanımadığı insanlarla yemeklerini paylaşanları gördü.
Başar Kurtbayram 115 ülke gezdi. Bu ülkelerin ilginç bilgilerini, değişik yerel törelerini ve daha bir çok şaşırtıcı anekdotu “Şaşırmak İçin Gezmeniz Gereken 55 Yer”de topladı.
– Dumanı tüten bir volkanda sosis ızgara nasıl yapılır?- Hangi nehir senede iki kez yön değiştiriyor?- Uçsuz bucaksız bir düzlükte iki araç nasıl olur da çarpışır?- 8 kişilik kasabadan 11 kişilik bir spor takımı çıkar mı?- Hangi ülkede çobanların helikopteri var?
Interrail, sadece bir tren bileti değildir. Avrupa trenlerinde sınırsız ulaşım sağlayan interrail, aynı zamanda maceraya, özgürlüğe, dünya vatandaşlığına, kendini keşfetmeye alınan bir bilettir” diyen Gizem Altın, bir bilet alıp 25 yaşında tek başına bir interrail seyahatine çıkıyor. Hayatında ilk defa yurtdışına çıkan genç bir kadının yolculuk anılarına eşlik ederken Yunanistan’dan bindiğiniz bir feribotla kendinizi İtalya’da bulacak, Fransız Riviera’sında dolaşacak, İspanya’nın kuzeyindeki San Sebastian’ın uçsuz bucaksız plajlarını içinize çekeceksiniz.
Boyunuz kadar sırt çantasıyla sokaklarda yürümekten sırtınız tutulacak, yeni tanıştığınız arkadaşlarınızla bilmediğiniz bir dilde avaz avaz şarkılar söyleyeceksiniz. Siz kitabı okurken pencerenizden İtalya’nın tadına doyulmaz günbatımları geçecek, yolda olma isteği sizi içine çekecek ve belki de bir bilet alıp gitme isteğine karşı koyamayacaksınız. Gizem Altın’ın hem seyahat anılarını paylaştığı hem de birçok pratik bilgiyi içeren yola çıkma rehberini sunduğu Bir Bilet Al, şüphesiz ki içinizdeki gitme aşkını tetikleyecek. Gizem’in tek bir amacı var: “Şu anda hayatımın en güzel beş haftasını elinizde tutuyorsunuz. Umarım size yola çıkacak cesareti verebilirim”
Sınırları Kaldırdım adlı blogun yazarı Okan Okumuş’un Latin Amerika’daki gezilerinden yola çıkarak hazırladığı Latin Amerika – Alternatif Bir Gezi Rehberi on bir ülkeyi kapsıyor. Açılışı Brezilya’yla yapan bu gezgin rehberinde Arjantin, Patagonya, Kolombiya, Küba, Meksika, Guatemala, Honduras, Nikaragua, Peru ve Bolivya üzerine sadece “nerede ne yenir, ne içilir?” sorularının cevabı yok. Turistten ziyade gezgin olmak isteyenler için alternatif rotalar ve öneriler, bu ülkelerin tarihlerine, kültürlerine dair bilgiler ve kişisel gözlemlerle bildiğimiz gezi rehberlerinden ayrılan bu kitapla, “uzaklardaki” Latin Amerika’nın büyüleyici atmosferine biraz daha yaklaşacaksınız. Sonra kim bilir, belki sırt çantanızı toplayıp yollara düşeceksiniz…
Yabana Doğru toplum tarafından onaylanmış bir hayat idealini yansıtan tüm ölçütleri bir kenara bırakarak doğada yaşamaya giden genç bir adamın gerçek yaşam öyküsü. Sean Penn tarafından Eddie Vedder’ın unutulmaz müzikleri eşliğinde sinemaya da uyarlanan ve En İyi Film dalında Oscar adayı da olan Yabana Doğru, insanın arayışlarını, toplumun tuzaklarını, bireyin çıkmazlarını ve yaşadığımız hayatları bizlere sorgulatacak, akıllardan kolay kolay silinmeyecek gerçek bir öykü.
Christopher McCandless, banka hesabındaki 25,000 doları bir hayır kurumuna bağışladı, arabasını çölün ortasında bırakıp sahip olduğu şeylerin çoğundan kurtuldu ve cüzdanındaki tüm parayı yakarak yola koyuldu. Alaska’ya gitti ve doğada tek başına olmanın türlü zorlukları karşısında yılmadan, kendinden başka kimseye tabi olmayacağı alternatif bir yaşam arayışına çıktı.
Paradan, kariyerden, ailevi sorumluluklardan, toplumsal yükümlülüklerden uzakta kendi yaşamını kendi kurmayı seçti.
Dört ay sonra, çürümeye yüz tutmuş cansız bedeni bir geyik avcısı tarafından bulunacaktı.
Türkiye’de alanında bir ilk olan ve bütün Avrupa’yı kapsayan kitapta 40 ülke ve 101 yer bulunuyor. Ülkeler hakkında ayrıntılı bilgilerin yanı sıra çok sayıda görselle zenginleştirilen kitap, “nerede yenir”, “nerede kalınır” gibi ipuçlarını da içeriyor. Kitap; Avrupa’daki tüm önemli şehirlerin tarihi ve turistik yerleri dışında ulaşım, alışveriş, restoran, gece hayatı ve otel bilgilerini de detaylı biçimde veriyor.
“Avrupa’da Görülecek 101 Yer” kitabı, yaşlı kıtadaki Osmanlı ve Türk izlerini de takip edip okura ilginç bilgiler aktarıyor. Tallinn’de bir kilise haçının altındaki hilalin, Viyana’da kahvenin, Stockholm’de Süryanilerin, Berlin’de Bergama Müzesi’nin, British Museum’da Efes Artemis Tapınağı’nın, Rodos’ta Cem Sultan’ın, Arnavutluk’ta Rahibe Teresa’nın, Figueres-Dali Müzesi’nde Kapalıçarşı işi sandığın, Peterhof Sarayı’ndaki Çeşme Odası’nın hikayeleri kitapta yer alan detaylardan sadece bazıları.
Akdoğan Özkan’ın 2007 yılının satış rekorları kıran “Türkiye’de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey” kitabından sonra, serinin ikinci kitabı…
Özkan bu kez bizi 2010 yılının Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’a götürüyor… Hayata ilişkin beklenti ve arzularını İstanbul’la buluşturmak isteyenler için. Hayatlarını bu şehirde olağandışı kültürel lezzetlerle ve keyifli aktivitelerle zenginleştirmek isteyenler için… En iyi bildiğimizi sandığımız şehrin şifresini kırıp sırlarını bize açıyor. Bir dünya başkentinin pek bilinmeyen kıymet ve harikalarına çeviriyor dikkatlerimizi Özkan.
İstanbul’un en romantik koordinatlarının izini sürüyor… En gizemli durakların, en güzel kültür rotalarının, “çok yıldızlı” maceraların, olağandışı lezzetlerin… Hayatın hayhuyu arasında İstanbul’un belki kucaklama fırsatı bulamadığımız zenginlikleri için bir keşif planı sunuyor… 2010’dan önce herkes şehre yabancılığını atsın diye…
“Doğu Avrupa’da Yolculuk” Gabriel Garcia Marquez’in 1950’lerde gazeteci olarak Doğu Avrupa’daki sosyalist ülkelere yaptığı seyahatin bir güncesi. Doğu Almanya’dan başlayıp Çekoslovakya, Polonya, Macaristan ve Sovyetler Birliği’ne uzanan bu serüven boyunca okurlar Marquez’in hem yol arkadaşları ve tanıştığı kişilere dair gözlemlerini hem de dönemin toplumsal ve siyasi gelişmeleriyle ilgili yorumlarını bulacaklar, elbette hepsi yazarın kendine has renkli anlatımıyla.
Beş Şehir’in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır. İlk bakışta birbiriyle çatışır görünen bu iki duyguyu sevgi kelimesinde birleştirebiliriz. Bu sevginin kendisine çerçeve olarak seçtiği şehirler, benim hayatımın tesadüfleridir. Bu itibarla onların arkasında kendi insanımıza ve hayatımızı, vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek daha da doğru olur.
Hayatınızı değiştirecek bir yolculuğa hazır mısınız?
Herkes uzun bir yolculuğa çıkmanın, yeni yerler görüp yeni insanlar tanımanın hayalini kurar. Ancak az kişi bu hayalleri gerçekleştirebilir.
Hayatı ve kendinizi daha iyi anlamak için Barış Bakır sizi macera dolu bir yolculuğa davet ediyor. Avrupa’da raylar üstünde hayatınız boyunca unutamayacağınız bir maceraya… Interrail biletinizi alın. Paris’te uyanın, Venedik’te gondolları seyredin, Roma’da Gladyatörleri hayal edin, Atina’da filozofların sözleri kulaklarınızda çınlasın!
Hepsi tek bir bilet ve içinizdeki yola çıkma heyecanıyla mümkün!
Sırt Çantamda Avrupa, ilk defa interraile çıkacaklar için eski bir interrrailci tarafından hazırlandı. Yoğun bir çalışmanın ürünü olan bu kitap ilk defa bu maceraya atılacak olanların tüm ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlandı.
Barış Bakır interrail hakkında aklınıza gelebilecek tüm soruları bu kitapta yanıtlamaya çalıştı.Artık sizin için yola düşme vakti…
İyi yolculuklar!
Gezi edebiyatının başyapıtlarından.
Çağdaş dünya edebiyatının büyük gerçekçi döneminden modernizme geçiş sürecindeki en önemli yazarı olan D.H. Lawrence, 1912 Mayısı’nda yeni tanıştığı Frieda ile önce Almanya’ya, oradan da Alpleri geçerek İtalya’ya gitti, kırları ve kentleri dolaştı. İtalya’da Alacakaranlık bu yolculuğun kitabı.
Kitap, Lawrence’ın bu yolculuk sırasında tanıştığı insanlar, doğa-insan-kültür ilişkileri üstüne çarpıcı saptamaların yanı sıra, kimi zaman eğlenceli ve ironik yaklaşımlarla da insanın yazgısı ve tarihi üstüne yoğun düşünceler içeriyor.
“Bize kadınları nasıl seveceğimizi anlatan bir kitap lazım. Yoksa hep böyle şapşal ve kavruk kalacağız. Bize kadınların nefesini genişletecek, o nefesin rüzgârına yelken açmamızı öğretecek bir kitap lazım.”
Düğümlere Üfleyen Kadınlar, dünya değişirken büyülü bir yolculuğa çıkan dört muhteşem kadının, düşmenin ve yeniden ayağa kalkmanın hikâyesi…
Ece Temelkuran, Ortadoğu’yu baştan başa kat eden bu yol romanında hayata ve kadınlara taze bir nefes üflüyor.
Saat sabahın üçüdür ve Elizabeth Gilbert banyonun taşları üzerinde hıçkırarak ağlamaktadır. O, otuzlu yaşlarındadır ve bir kocası, bir evi vardır. Kocasıyla bebek sahibi olmaya çalışmaktadırlar ve o bunu istemediğinin farkına varır. Acı verici bir boşanma süreci ve hemen sonrasında tutkulu bir aşk yaşar. İçindeki boşluğu doldurmanın peşine düştüğü bir yolculuğa çıkarak haz, dinsel inanç ve dengenin arayışına girer. Gilbert, Roma’da yakışıklı bir İtalyan’dan İtalyanca öğrenecek, on beş kilo alacaktır; Hindistan’da ruhunu aydınlatacak ve kendini Tanrı’ya adayacaktır ve Endonezya’nın Bali Adası’nda dişleri olmayan bir şifacıdan, huzurun yeni bir tanımını öğrenecektir. Mutluluk yavaş yavaş onu sarmalamaktadır.
Mina Urgan Bir Dinozorun Anıları’nı yazarken kitabının bu kadar çok okunacağını hiç beklemiyor, “Benim gibi bir kocakarının hayatını kim merak eder ki…” diyordu.
Ama öyle olmadı. Yüzbinlerce kişi bu ufak tefek, beyaz saçlı, sigara içen, cesur, komünist ve ateist olduğunu televizyon ekranlarında söyleyen İngiliz Edebiyatı profesörünün anılarını okudu ve kendiyle alay etmeyi bilen bu zeki kadını çok sevdi.
Çünkü o, Türkiye aydınının sıcak ve zeki dilidir. Samimi bir düşünce sahibinin, aykırı da olsa, tüm kesimler tarafından kucaklanacağının kanıtıdır.
Türkiye şimdi de onun yeni kitabı ‘Bir Dinozorun Gezileri’ ile yeryüzünde keyifli ve uygar bir yolculuk yapacak. ‘Dinozorca’ yani az parayla, tadını çıkarmayı ve insanları tanımayı hedefleyerek yapılmış bu gezileri gülümseyerek okuyacak, okurken düşünecek, yeryüzünü ve kendini tanıyıp öğrenecek, sevecek.
Yolculuk Günlükleri, Albert Camus’ün (1913-1960) İkinci Dünya Savaşından hemen sonra, 1946 yılı mayıs ayında Amerika Birleşik Devletlerine, 1949 yılı haziran-ağustos ayları arasında Güney Amerika ülkelerine yaptığı gezilerde tuttuğu notları kapsıyor. Birincisinde otuz üç yaşında henüz yeterince tanınmamış; ikincisinde ise otuz altı yaşında ve ünlenmeye başlamış bir yazar. Öznel ve nesnel koşullar nedeniyle, iki günlüğün havası birbirine benzemiyor….


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *